vücudumuzdaki minareller
V Ü C U D U M U Z D A K İ M İ N E R A L L E R
Canlı varlıkların yaşamlarını sürdürebilmeleri için minerallere gereksinimleri vardır. Onlar olmadan vücut yaşaması için gerekli fonksiyonları sağlıklı bir şekilde sürdüremez.
Mineraller vücudun kendi kendine oluşturamadığı inorganik maddelerdir. Sağlığımız için çok önemli olan 15′ ten fazla sayıda mineral vardır. Mineraller çoğunlukla vitaminlerle birlikte çalışarak vitaminlerin en fazla ihtiyaç duyulan bölgeye ulaşmalarını sağlarlar. Vitaminler de mineraller için aynı şekilde çalışır. Hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller aynı zamanda kan basıncı, kalp ritmi, kas fonksiyonları, vücuttaki sıvı dengesinin muhafazası, üreme ve daha pek çok fonksiyonda önemli rol oynarlar. Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki, mineral kaybı ve eksikliği sağlığımızı direkt olarak etkiler.
İnsan vücudunun %4 - 5′ i minerallerden oluşmaktadır. Vücudun fazla miktarda gereksinim duyduğu kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, klor ve sülfür gibi mineraller makro mineraller, gereksinimin daha az olduğu demir, bakır, çinko, iyot, flor, manganez, selenyum, krom ve mobilden gibi mineraller ise mikro mineraller (eser elementler) diye adlandırılmaktadır.
Sporcularda sodyum, potasyum, klorür, fosfor ve demir gereksinimi biraz daha artmaktadır.
Minerallerin Görevleri :
Ø Hücrelerin osmotik basıncını sabit tutarlar.
Ø Hücre içindeki ve hücre dışındaki sıvının dengede olması önemlidir. Bu dengeyi elektrolit adı verilen hücre içinde özellikle potasyum ve hücre dışındaki sodyum ile diğer bazı mineraller sağlar. Hücre içindeki madensel tuz yoğunluğu arttığında, hücre dışından hücre içine sıvı akışı olur ve denge sağlanır.
Ø Su metabolizması da asit ve baz dengesi için önemlidir.Hücrenin çalışabilmesi için hücre içi ve hücre dışı sıvının nötr ortamda olması gerekir. Bu ortamı ise sıvıdaki proteinler ve bazı mineraller sağlarlar. Kükürt, fosfor ve klor gibi mineraller asit ortamı, sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir gibi mineraller ise baz ortamı sağlarlar. Diğer bir deyişle proteinden zengin yiyecekler asit oluşturan, sebze ve meyveler ise baz oluşturan yiyeceklerdir. Asit ve baz mineraller birleşerek tuz yaparlar ve vücut sıvısının nötr ortamda kalmasına yardımcı olurlar.
Ø Enzimlerin yapı ve çalışmalarında görev alırlar. Enzimler kimyasal reaksiyonları katalize eden veya süratlendiren protein yapısında maddelerdir. Bazıları; amilaz, laktaz, pepsin, tripsin, lipazlar, kolesteraz, oksidaz v.s.
Ø Kemik ve dişlerin yapısında yer alırlar. Kalsiyum, fosfor ve magnezyum kemik ve dişlerin yapısında yer alan minerallerdir.
Ø Kas ve sinir sisteminin uyarılmasında görev alırlar. Sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum ve demir kas ve sinir sisteminin uyarılmasında görev alan minerallerdendir.
Kalsiyum :
Vücudumuzun temel minerali olan kalsiyumun yetişkin bir insanın vücudundaki miktarı ortalama 1200 gram kadardır. Vücuttaki toplam mineralin %1,5 – 2,2′ si kalsiyumdan oluşmaktadır. Diğer mineraller gibi kalsiyum da vücutta yapılamaz ve dışardan besinlerle alınmak zorundadır. Kalsiyumun %99′ u kemik ve dişlerin yapısında yer alır. Uzun süreli yetersiz kalsiyum alımı kemiklerden kalsiyum çekilmesine bağlı olarak kemik yumuşaması ve osteoporosis denilen, kemik kaybına neden olan hastalığa yol açar.
Vücuttaki kalsiyumun %0,1 kadarı da kanda, kaslarda ve yumuşak dokularda bulunur. Bu sebeple kalsiyum, kemik yapısının teşkilinden başka kas kasılmalarını, sinir sisteminden gelen sinyallerin kaslara iletilmesini ve hücre zarlarının oluşumunu kolaylaştırıcı rol oynar. Hatta kalsiyum mineralinin bağırsak tümörlerini önlediği de ileri sürülmektedir.
Stres, egzersiz yetersizliği, aspirin, mineral yağ, fazla yağ alımı ve diğer faktörler nedeniyle vücuttaki kalsiyum miktarı azalır. Kandaki kalsiyum, “Uluslararası Biyolojik Mineral Standart Değeri” ne göre 1 desilitrede 9 - 11 mg seviyesinde sabit tutulmalıdır. Eğer oran bu miktarın altına düşerse, insanda kas kasılmaları, kramplar ve titremeler baş gösterir. Bu durumda vücut kalsiyum yetersizliğini kemikler ve böbreklerden kalsiyum alarak karşılama yoluna gider. Fazla alınması halinde de kemik yapısı bozuklukları ve idrar kaybı gibi durumlar ortaya çıkabilir. Aşırı kalsiyum yüklemesi ise böbrek taşlarının meydana gelmesine ve kemiklerde kireçlenmeye yol açar.
Kaynakları; inek sütü, koyun sütü, yoğurt, kaşar peyniri, beyaz peynir, pekmez (üzüm) fındık, kuru fasulye, nohut, mercimek, soya fasulyesi, kuru kayısı, bazı deniz ürünleri.
Kalsiyumun Görevreri :
Ø Kemik ve dişlerin yapı taşıdır.
Ø Kaslardaki kasılmadan sorumludur.
Ø Sinir iletimi için gereklidir.
Ø Enzimlerin çalışmasında görev alır.
Ø Kan basıncının düzenlenmesinde yardımcıdır.
Ø Elektrolit dengesinin sağlanmasında görev alır.
Fosfor :
Fosfor, kalsiyumdan sonra vücutta en yaygın bulunan mineraldir. Vücuttaki fosforun %85’ i kalsiyumla beraber kemiklerdedir. Fosfor, hücrelerimizdeki denge için çok gereklidir. Hücre zarlarının, özellikle de sinir hücrelerinin (aksonların) koruyucu kılıfının meydana gelmesini kolaylaştırır. Vücudun enerji deposu olan nükleik asitlerin yapısında yer alır. Yağlı maddelerin vücut içinde taşınmasını, şekerli maddelerin de vücut tarafından emilmesini kolaylaştırır.
Fosfor genellikle protein açısından zengin olan besin maddelerinde bulunur: Et, balık, yumurta, pirinç, sebze, ceviz, süt ve süt ürünleri gibi. İnsan günde ortalama 800 mg fosfora ihtiyaç duyar. Yeterli ve dengeli bir beslenmeyle, bu miktarda fosfor rahatlıkla temin edilebilir. Besinlerdeki fosfor, vücut tarafından %50 - 70 gibi yüksek bir oranda kolaylıkla emilebilir.
Yetersiz bir beslenmenin neticesinde ortaya çıkan fosfor eksikliği, kendisini ciddi böbrek yetersizliği ve bağırsak rahatsızlığıyla gösterir.
Kaynakları; nohut, badem, mısır, hindiba, üzüm, mercimek, bezelye, kepekli pirinç, soya fasulyesi, salatalık, portakal, domates, kavun, erik v.b.
Magnezyum :
İnsan vücudunda yaklaşık 20 - 28 gr magnezyum vardır. Ana deposu kemikler olup %60’ ı burada kalsiyum ve fosfatla beraber bulunur. Ancak magnezyumun asıl fonksiyonu %60’ ının bulunduğu kemiklerde değil, %40’ ının bulunduğu kan ve kas sistemindedir. Kasların güçlenmesi, protein sentezi, enzim sistemi aktivitesinde hücrelerin büyümesi ve yenilenmesinde önemli bir rol üstlenir.
Magnezyum vücut tarafından kolaylıkla absorbe edilen bir madde olup normal bir beslenme ile günlük magnezyum ihtiyacı rahatlıkla karşılanabilir. Besinlerdeki magnezyum miktarının yaklaşık %40 - 60’ ı vücutça kolayca emilir.
Dünya Sağlık Teşkilatı’ nın (WHO) belirlediği orana göre, insan vücudunun günde ortalama 280 - 350 mg magnezyuma ihtiyacı vardır. Bütün yeşil yapraklı bitkiler, tahıl ürünleri, balık, ceviz, ayçiçeği, kakao, taze fasulye, bezelye ve kuşkonmaz gibi besinler magnezyum zenginidirler.
Alkol çok tehlikeli bir magnezyum hırsızıdır. İdrar yoluyla magnezyum miktarını azalttığından kalp spazmı rahatsızlığı, kaslarda kramp, titreme, aşırı sinirlilik ve sürekli kulak uğuldaması baş gösterir. Benzer durum yoğun stresli anlarda da geçerlidir. Ayrıca idrar söktürücü gibi bazı ilaçlar da magnezyum oranını azaltır.
Kaynakları; domates, soğan, incir, üzüm, hurma, badem, yulaf, çavdar, buğday, fındık, kara turp, gravyar peyniri, havuç, kereviz, marul, pırasa.
Potasyum :
Potasyum, %90 oranında hücreler içinde bulunan tek değerlikli bir katyondur. Plazmada olması gereken değer 4,1 - 5,5 mmol/L (sadece %0,4)’ dür ve potasyumun hücreden dışarı akması ile sabit tutulur. Plazma değeri düşükse, bu durum intraselüler potasyum eksikliğine bağlanabilir. Potasyum gereksinimi, glikojen metabolizmasına sıkıca bağlıdır. Glikojenin parçalanmasında potasyum açığa çıkar ve glikojeni yeniden sentezlenmesinde tekrar kullanılır. Potasyum, sodyumla birlikte vücuttaki su dengesinin sağlanmasına yardımcı olur ve gıdaların hücre içine geçişini sağlar. Potasyumun önemli görevlerinden biri de sinir sistemindeki mesajları iletmesidir. Beyne oksijenin gönderilmesi beyin için önemlidir. Her gün bu mineral vücutta kullanılır ve tekrar yeri doldurulur. Kalbimiz ve vücuttaki diğer kaslarımızın sağlıklı yapısını koruması potasyuma bağlıdır. Fazla şeker, diüretikler, laksatifler, fazla tuz, alkol ve stres bu mineralle birlikte vücuttan atılır.
Özellikle performans sporcularında eksiklikler meydana gelebilir. Potasyum eksikliğinin belirtileri çok çeşitlidir; genel hissizlik, nöromüsküler uyarılganlığın azalması, kramplar, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, kalbin çok hızlı çalışması, böbrek zararları, glikoz toleransının azalması gibi. Terapötik olarak bu rahatsızlıklar doğal yolla kuru meyve ve potasyum bakımından zengin meyve suları ile tedavi edilebilir. Ağır durumlarda konsantre potasyum preparatlarına ihtiyaç duyulabilir.
Potasyum elma sirkesinde, üzümde, üzüm suyunda, balda, pekmezde, meyvelerde, yeşil sebzelerde, domateste ve özellikle ısırgan otunda bulunur.
Sodyum :
Sodyum ile potasyum minerallerinin karşılıklı olarak dengelenmesi ve mübadelesi sonucu hücrenin dışındaki potasyum maddesi hücrenin içine, hücrenin içindeki sodyum maddesi de hücrenin dışına taşınmakta ve böylece hücre içi ile hücre dışı arasındaki elektrolitik denge sağlanmış olmaktadır. Bu birliktelik, hücre zarlarının elektrik potansiyelini ve kandaki pH oranının değişikliğe uğramasını önlemektedir.
İnsan vücudunun günde ortalama 83 - 97 gr arası sodyuma ihtiyacı vardır. İnsanlar genellikle yemek esnasında 10 - 12 gr kadar tuz tüketirler. Halbuki vücut için 3 -5 gr tuz rahat rahat yeterlidir. Fazla tuz alınımı halinde sodyum maddesinin kanda artması tansiyonun yükselmesine yol açar, dolayısıyla dokularda su birikir ve şişlikler (ödem) oluşur. Tansiyon yükselmesi her ne kadar genetik olduğu da kabul edilse, sodyum artışının bunda büyük rolü olmaktadır.
Sodyum ve klor kaynakları; fasulye, kestane, tahıl, pancar, kereviz, maydanoz, marul, ıspanak, hurma v.b.
Klor :
Midemizin hidroklorik asit yapabilmek için klora gereksinimi vardır. Hidroklorik asit proteinlerin normal sindirimi ve madensel tuzların kana kolayca yerleşmesi için gereklidir. Sodyum ve klor birçok besin maddesinde ve doğal olarak sofra tuzunda bulunur. Bu madenlerden yararlanmak amacıyla aşırı tuz yemek doğru olmadığı gibi, tuzu besinden tamamen kaldırmak da doğru değildir (doktor tavsiyesi hariç). Çünkü bu madenlerin eksikliği bacak kaslarında kramplara, bazen bulantıya, yorgunluğa ve baş dönmesine neden olabilir. Sıcak havalarda duyulan yorgunluğun ve bitkinliğin bir nedeni de bedenin terle aşırı tuz kaybetmesidir.
Sodyum ve klor kaynakları; fasulye, kestane, tahıl, pancar, kereviz, maydanoz, marul, ıspanak, hurma v.b.
İyot :
İnsan vücudunda 20 - 50 mg arasında bulunan iyot özellikle tiroit bezlerinde, deride, genel kemik sisteminde mevcuttur. İyodun vücuttaki temel fonksiyonu tiroit bezi hormonlarının üretimine yardımcı olmaktır. Sinir sisteminde de kullanılır. WHO’ nun raporuna göre vücudun günlük iyot ihtiyacı yaklaşık 150 mikrogram kadardır. Yeterli bir beslenmeyle bu miktar rahatlıkla tabii bir şekilde alınabilir.
Tabii haliyle iyot özellikle balıkta, deniz ürünlerinde, sığır yüreğinde, ıspanakta, pirinçte ve iyotlu tuzda bulunur. İyot yetersizliği tiroit bezlerini etkileyeceği için hipotiroit (Guatr) hastalığına yol açar. Ayrıca kalp atışlarının zayıflaması ve metabolizmanın azalması gibi rahatsızlıklar da baş gösterir.
Kükürt :
Proteinleri oluşturan aminoasitlerde bulunur. Bedenin her dokusunda bulunan kükürt, sindirimin temizleyicisi ve antiseptiğidir. Kükürt safra salgılarını olumlu etkiler. Beslenme uzmanlarına göre bedende biriken ürik asidin başlıca nedeni alınan besinlerde fosforun yüksek, buna karşılık kükürdün düşük oluşudur.
Sağlıklı saç, cilt ve tırnaklar için gereklidir. Oksijen dengesinin muhafazasına yardımcı olur, bu da beyin fonksiyonları için çok önemlidir. Sülfür aynı zamanda B grubu vitaminlerinin işlevlerini yerine getirmesine ve karaciğerde safranın salgılanmasına yardımcı olur.
Tüm tahıllarda, cevizde, bademde ve bu türden yağlı bitkilerde fosfor bulunur. Fosfor - kükürt dengesini sağlamak için adı geçen besin maddeleriyle birlikte bol sebze ve meyve yenmelidir. Kükürt genellikle sebze ve meyvelerde bulunur.
Demir :
Vücut için gerekli minerallerden biridir. Demir, oksijenin vücut içinde dolaşımı için vazgeçilmez bir mineraldir. Yetişkinlerdeki demir miktarı yaklaşık 3 - 5 gr arasında değişir. Demir, çok az bir kısmı kan plazmasında, büyük bir kısmı ise (%70) “hem” molekülü şeklinde hemoglobin olarak bulunan değerli bir elementtir. Hemoglobin (kırmızı kan hücresi), miyoglobin (kas pigmenti) ve enzim üretimi için gereklidir. Vücuttaki demirin sadece %8′ i kan damarlarından gelir. Demir vücutta büyümeye yardım eder, yorgunluğa karşı ve hastalıklardan korunmada kullanılır. Ayrıca demir, vücuttaki B grubu vitaminlerinin kullanımını arttırır. Vücutta demir stoklayan diğer organlar karaciğer, dalak ve kemik iliğidir.
Vücudun demir ihtiyacı yaşa ve kişiye göre değişiklik arzeder. Yetişkin erkek ve kadınlarda günlük demir ihtiyacı yaklaşık 10 mg’ dır. Hamilelik ve büyüme çağı da fazla demir tüketilen dönemlerdir. Bu zamanlarda demir takviyesi gerekir.
Vücudumuzda bulunan demir ortalama 4 gram kadardır. Bunun 2,5 gram kadarı kırmızı kan hücrelerinin rengini veren hemoglobinin bileşiminde, geriye kalan yaklaşık 1,5 gramı depo demiri olarak (ferritin) karaciğer, dalak ve kemik iliğinde yer alır.
Hemoglobinin içindeki demir oksijenin hücrelere taşınmasını sağlar. Demirin dokulardan kana geçmesinde bakıra ihtiyaç duyulur. Kırmızı kan hücreleri ömürlerini tamamlayıp parçalandığında hemoglobinden açığa çıkan demir yeni hemoglobin yapımı için tekrar kullanılır.
Yeterli ve dengeli bir beslenme yapıldığında önemli bir demir eksikliği görülmemektedir. Vücut tarafından kolayca absorbe edilen bir madde değildir. Yeşil sebzeler, portakal suyu gibi C vitamini bulunduran yiyecek ve içecekler besinlerdeki demirin emilimini artırmakta, çay ve kahve ise azaltmaktadır.
Demir yetersizliğinin en belirgin hali takatsizlik, nefes darlığı, sarılık, müzmin baş ağrıları, uyku düzensizlikleri, aşırı yorgunluk, çökük tırnak rahatsızlığı, çabuk tırnak kırılmaları ve saç dökülmesidir. Ancak demir eksikliği kadar aşırı demir yüklenmesi de çok tehlikelidir. Demir fazlası ender rastlansa da karaciğer (hepatik) yetersizliğine yol açabilir. Bu durumda, vücudun dışarıya atamadığı demir yığını mide kramplarına, baş dönmesine, kusmaya, şoka ve hatta bazı durumlarda komaya bile sebep olabilir.
Et ve sakatatlar, yumurta, pekmez, mercimek, baklagiller, sebzeler (yeşil yapraklı), yulaf, kakao gibi besinlerde bulunur.
Bakır :
İnsan vücudunda yaklaşık 100 - 150 gr kadar bakır elementi bulunur. Bunun %10’ u karaciğer ve beyinde, geri kalanı ise kandadır. Bakır, kanda hem plazmaya hem de alyuvarlara dağılmıştır. Kanda demir ile beraber hemoglobinleri meydana getirirler. Bakır ayrıca birçok enzimin fonksiyonunu ve kalp çalışmasını düzenler. Vücuda bakır beslemesi yapılması halinde kırık kemiklerin kaynamasını hızlandırır.
Vücudun günlük bakır ihtiyacı 1,5 - 3 mg arasında değişmektedir. Bakır, vücut tarafından zor absorbe edilen bir maddedir. Besinlerdeki bakırın ancak %5’ i vücut tarafından emilir. Bakır eksikliği kansızlık ve kemik yapısında bozukluklarla kendini gösterir. Ayrıca Wilson hastalığına neden olur.
Karaciğer, Balık, Pekmez, Kayısı (kuru), fındık, kuru üzüm, istiridye, midye ve mürekkep balığı bakırca zengindir.
Çinko :
İnsan vücudundaki çinko miktarı 2 - 3 gr kadardır. Çinko kanda, alyuvarlarda, prostatta, karaciğerde, pankreasta, bazı kaslarda ve kemiklerde bulunur. Çinkonun vücutta çok çeşitli fonksiyonları vardır. Vücudun genel gelişimini düzene sokar, bağışıklık sisteminde anahtar rol oynar, vücudu zinde ve verimli hale getirir, antikor oluşumuna etki eder, özellikle nezle ve gribe karşı etkilidir. Aknelere karşı da etkilidir. A vitaminini harekete geçirir. Hücre yenilenmesi, cildi yenileme, saç ve tırnakları kuvvetlendirme işlerinde etkilidir. Adet ağrılarını hafifletir ve amalgam v.b. zararlı metalleri vücuttan atar. sperm üretimini kolaylaştırır, protein ve RNA sentezlerine müdahale eder. Çinko beyinde de kullanılmaktadır.
Çinko eksikliği cinsî gelişmede bozukluklara, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, deride doku bozukluklarına sebep olur. Daha ileriki safhalarda ise enfeksiyonlara, kansızlığa, kalp yetmezliğine, tümör oluşumuna, böbrek rahatsızlıklarına ve sarılığa yol açabilir. Hamilelikte ve östrojen kullanımında, vücutta çinko oranında bir düşüş olur.
Bu sebeple doktorlar hamile kadınlara çinko açısından zengin bir beslenme cetveli önerirler. Çinko fazlalığı da oldukça tehlikelidir. İnsanda damar rahatsızlıkları ve iştahsızlığa sebebiyet verebilir.
Çinko pancar, yulaf ezmesi, mercimek, bezelye, et, tuzsuz beyaz peynir ve deniz ürünlerinde bulunur. Bir erkeğin günlük çinko ihtiyacı yaklaşık 15 mg, bir kadının ise 12 mg’ dır. Sağlıklı bir beslenmeyle bu miktar rahatlıkla elde edilebilir.
Manganez :
Beden bu madeni böbreklerde ve karaciğerde depolar. Vücudun günlük manganez ihtiyacı ortalama 2 - 5 mg kadardır.
Kemiklerin büyümesine ve gelişmesine yardımcı olur, yağlı maddelerin dönüşümünü kolaylaştırır. Kıkırdak dokusu, steroid sentezi, ve glukoz kullanımı için de gereklidir.
Eksikliğinde anormal kemik ve kıkırdak oluşumu, glikoz toleransında bozulma ve büyümede gecikme oluşabilir.
Manganez; kuşkonmaz, tahıl ve yağlı bitkilerde (ceviz, badem v.b.) bulunur.
Mangan :
Mangan da değişik enzimlerin aktivasyonunu sağlar. Mangan eksikliğinde iskelette gelişim ve büyüme bozuklukları meydana gelebilir. Yeşil sebze, fındık ve özellikle çay, doğal mangan kaynaklarıdır.
Krom :
Vücudun günlük krom ihtiyacı ortalama 50 - 200 mikrogram arasında değişir. Krom, insan organizmasında karbonhidrat metabolizması için önemlidir. Vücuttaki basit şekerin parçalanmasında rol oynar. İnsülin oluşumuna, kandaki şeker ve kolesterol düzeyinin kontrolüne yardım eder. Vücuttaki enzim ve hormonlar için de çok önemlidir.
ABD’de krom - tripicolinat denilen krom tuzu, sentez metabolizmasını teşvik edici etken madde olarak kullanılır. Krom miktarının optimal seviyede olmasının avantajları şunlardır: Kolesterol seviyesinin düşmesi, yağ sentezinin azalması, karbonhidratların daha iyi değerlendirilmesi ile daha iyi kas yapılır.
Krom eksikliği; kilo kaybına, perifer sinir hastalığına ve şeker hastalığı benzeri belirtilere yol açar. Aşırı dozlarda bir belirti görülmez.
Bira mayası, dana karaciğeri ve bal başlıca krom sağlayan gıdalarımızdandır.
Flor :
Florun kemik ve diş teşekkülünde önemli bir yeri vardır. Diş çürüklerinin büyük ölçüde sebebi vücuttaki flor eksikliğidir. Bugün özellikle 6 yaşına kadar olan çocuklara diş sağlığı açısından flor takviyesinde bulunulmaktadır. Nitekim bugün birçok diş macununa flor maddesi ilave ediliyor.
Vücudun günde yaklaşık 1,5 - 4 mg arasında değişen miktarda florüre ihtiyacı vardır. Bu maddenin vücuttaki azlığı, diş çürümelerinin yanı sıra kemik erimesine de yol açmaktadır. Flor fazlalığı ise vücutta çeşitli mine hastalıklarına sebebiyet verebilir. Flor, özellikle balıkta, deniz ürünlerinde, çay yapraklarında ve içme suyunda bulunur.
Selenyum :
Değeri, son yıllarda yapılan araştırmalar neticesinde anlaşılan bir mineraldir. Ortaya çıkarılan iki önemli fonksiyonuyla dikkatleri bir anda üzerine çekmiştir. Birinci özelliği; dokuları, kansere yol açan serbest radikallere (kurşun, kadmiyum, kükürtdioksid, nitrat, nitrit gibi) karşı koruyan bir enzimin önemli bir bileşim maddesidir. İkinci fonksiyonu; vücudu zehirli maddelerden temizler. Savunma sistemini aktif hale getirir ve serbest radikalleri tutar. Selenyum eksikliğinin ilk belirtisi, kas yapısında şiddetli bir zayıflığın belirmesidir. İkinci belirtisi ise kalp ve damarlardaki esneme kabiliyetinin azalmasıdır.
Erkeklerde bulunan selenyumun yarısı üreme sisteminde bulunur. Vücudun günlük selenyum ihtiyacı yaklaşık 70 - 100 mikrogram arasında değişir. Özel durumlarda bu miktar 200 mikrograma çıkabilir. Selenyum; balık, karaciğer, et ve buğdayda bulunur.
Nikel :
Nikel, hücre membranı ve ribonükleik asit sentezinde ve kan oluşumunda önemlidir. Nikel rafinelerinde çalışan işçilerde olduğu gibi fazla miktarda nikel alımı, solunum yollarında tümörlere ve deri egzamalarına yol açar.
Kobalt :
Bedenimizde az miktarda bulunan bu maden B12 vitaminini oluşturan elemanlardan biridir. Kandaki alyuvarların gelişmesi için gereklidir.
Kobalt insan metabolizmasında yalnızca B12 vitamininin merkezî atomu olarak bulunur. Böylece yeterince B12 vitamini alındığında kobalt eksikliği görülmez.
Et ve süt ürünlerinde, özellikle mantar, mercimek, burçakta bulunur.
Alüminyum :
Bedenin çeşitli organlarında ve az bulunur. Eksikliği uykusuzluğa ve kaygıya neden olur. Kaynakları; elma, kavun, mantar, kuşkonmaz, enginar.
Boron :
Vücudumuzdaki ve kemiklerdeki kalsiyum, magnezyum ve fosforun muhafazası için gerekli olan bir mineraldir. Boron bu üç mineralin vücutta maksimum şekilde kullanılması ve muhafazasını sağlayan yardımcı bir mineraldir.
Kaynak: İnternet
M İ N E R A L L E R
|
MİNERALLER |
GÜNLÜK GEREKSİNİM (mg). |
KAYNAKLAR |
VÜCUTTAKİ FONKSİYONU |
EGZERSİZDE ROLÜ |
YETERSİZLİĞİ
|
FAZLALIĞI
|
